DOLAR 7,8450
EURO 9,4282
ALTIN 456,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mardin 11°C
Sağanak Yağışlı

Almanya’nın Mardinli mafya babası hayatını kitaplaştırdı

Almanya’nın en büyük suç örgütünün başı Mardinli Mahmut El Zein, hayatını yazdı

Almanya’nın Mardinli mafya babası hayatını kitaplaştırdı
04.11.2020

Berlin’in en büyük suç örgütlerinden birinin başı olan Mahmut El Zein, artık bir yazar. El Zein, Ekim ayının başında yayınladığı otobiyografiyle onu Almanya’nın en büyük mafya ailesinin reisi olmaya doğru götüren yolu yazdı. El Zein’in ‘Berlin’in Babası’ adını taşıyan kitabı; Almanya’da Droemer HC Yayınevi tarafından basıldı.

Mahmut El Zein kitabını ailesine ithaf etmiş ve bu ithafı şu sözlerle ifade etmiş:

“Her şeyin bir zamanı vardır – iş, zevk, ödül, intikam. Sadece aile için her zaman zaman vardır.” Ve bu ithaftan hemen sonra bir Lübnan atasözüyle köklerin ve ailenin öneminin altını bir kez daha çizmiş: “Kökler derinlere ulaşırsa rüzgârdan korkmanıza gerek yok.”

Berlin’e ayak basmasıyla başlayan kitabında El Zein; soğuk bir havada ayak bastığı Berlin’den önce de her zaman yalnız dans eden bir dövüşçü olduğunu söylüyor. Ancak bir süre sonra El-Zein soyadının Berlin’de isim, güç ve nüfuz anlamına geldiğini de hatırlatarak kendisine “Berlin’in başkanı” ya da “Berlin’in babası” denmesini kendisinin çok tercih etmediğini belirtiyor ve asıl önemsediklerini şu sözlerle anlatıyor:

“Benim için önemli olan yolumdur, ilkelerime sadık olunmasıdır ve etkimin gösterilmesidir. Ve sükûneti ve barışı sağlamaktır. Hem ailemde hem de Berlin’de. Çoğu zaman bu hedefime ulaştım ama bazı zamanlarda ise kontrolümden çıktı. Şimdiki gibi Kreuzberg sokaklarında su birikintileri şiddetli nehirlere dönüşürken, kendimi yargılıyorum. Neyi yanlış yaptım? Ailemdeki erkekler bana temel değerleri öğretti. Ancak doğru yoldan giderseniz galip gelebilirsiniz; yaptığınız adaletsizlik bir noktada size geri döner. Bu öğretiler başından beri hayatımı şekillendirdi. Ancak, gerçekte ne anlama geldiklerini anlamam biraz zaman aldı.”

El Zein’in kitabında böyle bir girişten sonra, okuyucuyu 1982’de Lübnan Havaalanı’na ve öncesine götürüyor. 16 yaşında eşiyle birlikte Almanya’ya gelmeden önce bir Lübnan fotoğrafı çiziyor: “Lübnan’da 1970’lerin ortalarından beri iç savaş şiddetlendi. Memleketim Beyrut kaos ve anarşiye gömüldü. Hıristiyanlara karşı Müslümanlar, enternasyonalistlere karşı milliyetçiler, Sünnilere karşı Şiiler, İsraillilere karşı Filistinliler… O yıllarda Lübnan’da birbirleriyle savaşan sonsuz sayıda grup vardı. Başka hiçbir şey bilmiyordum. On bir veya on iki yaşımdan beri böyleydi. İç savaşın başlangıcında, ailemin evinin yıkıldığını, insanların sokakta başlarının nasıl vurulduğunu, vurulduğunu ve ateşe verildiğini, ordunun şehri Müslüman bir batı bölümü ve bir Hıristiyan doğu bölümü olarak ayırdığını gördüm.”

O dönemde El Fetih saflarında yer aldığını söyleyen El Zein, o sırada katıldığını çatışmaların kendisini bugüne getirdiğini söylüyor:

“Nadiren korkardım. Kavga kanımdaydı, her an bir çatışmanın içinde olmak istiyordum. Bu çatışmalar kendimi kanıtlamaya hizmet etti. Kendimi yenilmez hissettim.”

1981’de babasının isteğiyle kuzeniyle evlendiğini anlatan El Zein, kaleşnikof ve AK-47’lerin gölgesindeki düğününde Kürtçe, Türkçe, Arapça müziklerin çalındığını anlatıyor. 1982’de eşinin hamile kaldığı günlerde El Fetih milisleri olarak kaldıkları kampların bombalandığını dile getiren El Zein, bombardıman uçaklarına kaleşnikofla ateş etmeye teşebbüs ettikten sonra babasının kendisini ve eşini Almanya’daki amcasının yanına göndermeye karar verdiğini yazıyor. Lübnan’dan ayrılmak istemediğini ama amcası El Ammu’nun onu ikna etmesiyle bir aylık vizeyle Almanya’ya geldiğini anlatarak girizgahını genişletiyor.

Yıllar süren sessizliğini bozan Mahmut El Zein’in hayatı, tam anlamıyla bir en alttan zirveye çıkış hikayesi. Bu yolda; yaşadığı hapislikler, rakipleriyle çatışmalar, sokaklardaki acımasız mücadelesi var. Kitabında “Benim sözüm önemlidir. Hem de sadece kendi ailem için değil, diğer klanlar için de. Yugoslavlar, Türkler, Kürtler, Ruslar – hepimiz birbirimizi tanıyor ve saygı duyuyoruz. Biri yanlış adım atarsa, görmezden gelinir. Ama saygı sınırı aşıldığında kan akar” diyen El Zein’in kitabı Ortadoğu tarihinin Avrupa’yı nasıl etkilediğinin de önemli bir belgesi niteliğinde.

Yıllarca Alman devleti tarafından sınırdışı edilmeye çalışılan El Zein’in liderlik ettiği klanların hikayeleri filmlere, dizilere konu oldu. 4. Blok, Dogs of Berlin gibi yapımlarda bu klanların hayatları anlatıldı.

Konuyla ilgili yapılan onlarca araştırmaya göre bu klanlar her ne kadar Arap menşeli olarak adlandırılsa da, aslında çoğu Mıhellemi ve kendilerini Arap-Kürt olarak nitelendiriyor. Ve aynı araştırmalar klan mensuplarının çoğunlukla Mardin ve Batman kökenli olduğunu vurguluyor. Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği’nden Hüseyin Bakır, yüzyılın başında Beyrut’a giden Mardinlilerin bu ülkede Arapça “Mardinli” anlamına gelen “Merdelli-Merdalli” olarak bilindiğini söyleyerek şu bilgileri veriyor:

“Tarih boyunca bir ticaret merkezi olan Mardin, I. Dünya Savaşı sonrasında çizilen yeni siyasi sınırlarla Suriye’nin Kamışlı ilçesine komşu sıradan bir hudut şehrine dönüşmüştür. İktisadi açıdan büyük zararlar oluşturan bu durumun akabinde Mardin coğrafyası meskûn nüfusuna yetmemiş ve özellikle de bu nedenle Mardin’den hem iç hem de dış göçler yaşanmıştır. İlk dış göçlerin önemli bir bölümü güney yönünde gerçekleşerek önce Suriye sonra Lübnan’la nihayet bulmuştur. Daha önce bilinen Kamışlı ve Halep güzergâhından aşağı inilerek Beyrut’a büyük bir göç yaşanmıştır. Beyrut varışlı bu göç hareketi Beyrut’un o dönemlerde istihdam anlamında büyük bir cazibe merkezi olması ve Beyrut rotasının İstanbul’a göre daha kısa ve tasarruflu olması yönleriyle öne çıkmıştır. 1975-1991 Lübnan İç Savaşı’na kadar Mardin’den Beyrut’a büyük bir insan sirkülasyonu gerçekleşmiş ve Türkiye’de olumsuz ekonomik, sosyal ve siyasal koşulların en fazla yaşandığı özellikle 1960-1980 yıllarında Mardin-Beyrut hattında çok yoğun bir göç trafiği meydana gelmiştir.”

Bu bilgiden de hareketle, 1920’lerde Türkiye’nin güneydoğusundan Lübnan’a taşınan Mardinliler, 1970’lerde iç savaş başladığında, çoğu Batı ülkelerine sığınmacı olarak gitti. Neredeyse hepsinin başvurusu reddedildi ama pasaportları olmadığı için vatansız kabul edildiler ve üçüncü bir ülkeye iade edilemediler. Bu insanların ikamet durumu da yılarca belirsiz kaldı, o yüzden çalışma izni alamadılar ve çoğu için suç ana gelir kaynağı oldu.

Yalnızca Berlin’de, bu şekilde 30 yakın klan olduğu Alman basınına yansıyan bilgiler arasında. Sonraki kuşakların önemli bir bölümü Alman vatandaşı. Araştırmalara göre, klanların ana faaliyet alanları uyuşturucu, gasp ve yasadışı kumar. Ayrıca sansasyonel hırsızlıklar ve baskınlar da suç başlıklarının önemli bir bölümü oluşturuyor. 2017’de Berlin’deki Bode Müzesi’nden 100 kilogramlık altını bu klanlar çaldı, altının şimdiki değeri 3,7 milyon euro civarında.

2019’un rakamlarına göre Berlin polisi geçtiğimiz yıl klan suçuyla mücadele etmek için, 382 operasyon yaptı. 322 kafe ve bar, 190 nargileci, 60 bahis dükkanı ve oyun salonu, 25 berber dükkanı ve 11 kuyumcu dahil olmak üzere 702 yer operasyon mekanı olarak kayda geçti. Bu operasyonların sonucunda, 972 adli ve 5908 idari suç raporu düzenlendi. Ve yine bu operasyonların sonucunda, uyuşturucu satışından elde edilen yaklaşık 35 ben euroya, 31 binden fazla vergilendirilmemiş sigaraya, yaklaşık 554 kilogram vergisiz nargile tütününe, 123 arabaya ve iki motosiklete ve 104 silaha el konuldu.

Almanya’da klanlar çoğunlukla nargilecileri, bahisçileri ve spor barlarını faaliyet alanı olarak kullanıyor. Ülkenin Kuzey Ren Vestfalya bölgesinde Mayıs 2019 tarihli rapora göre, önceki iki yıl içinde 104 Kürt-Arap aile 14 bin 225 suçtan sorumlu. Klan suçlarının odak noktaları ise bu eyaletteki Essen, Duisburg, Ruhr ve Gelsenkirchen kentleri.

Gelelim, artık klan liderliğinden yazarlığa geçen Mahmut El Zein ve onun büyük ailesine. Resmi kayıtlara göre Lübnanlı görünen Zein, aslında Mardin’in Savur ilçesinin yerel adıyla Rajve Türkçe adıyla Üçkavak olarak bilinen köyünden. El Zein ailesinin hala önemli bir kesimi bu köyde yaşıyor.  El Zein klanı ise Almanya’daki en büyük klan,  bazı kaynaklara göre 5 bin, bazılarına göre ise 15 bin mensubu var. Klanın lideri El Zein kendi tarihini Lübnan’dan başlayarak anlatsa da, Mardinli Mıhellemi Arap kökenli bir aileden olduğu biliniyor. Zaten Türkiye’deki akrabaları da bunu gizlemiyor. Kendisinin de kitabında söylediği gibi 1982’de eşiyle birlikte Almanya’ya gelen Zein’in, Türkiye’deki adının Mahmut Uca olduğunu Berlin polisi açıklamıştı. Edinilen bilgilere göre 1966 Mardin Savur doğumlu olduğunu kaydedilen Berlin’in bu en önemli mafya babası, klanının yani aşiretinin adını kendisine soyadı olarak seçmiş: El Zein.

Alman basınında yer alan bilgilere göre, Mahmut El Zein 10 çocuk babası. Ve resmi kayıtlar, onun Alman devletinin yardımıyla yaşadığını gösteriyor ama gerçekler tabii ki böyle değil. El Zein’in Lübnan’da yedi kez vücut geliştirme şampiyonu olan Yusuf El Zein adlı kardeşinin yanı sıra; Ali adlı kardeşinin kendisiyle aynı adı taşıyan Ali adlı oğlu bir ağır sıklet boksörü.

Türkiye kökenli olduğu bilgisi, bizzat onu yargılayan Alman savcının bulguları olarak mahkeme kayıtlarına geçmiş durumda. Savcının o zamanki bulgularına göre El Zein’in babası, halen Savur’un Üçkavak köyünde ya da Arapça adıyla Rajdiye köyünde yaşıyordu. Savcı, Mahmut Uca olarak tespit ettiği El Zein’in 2002’de Türk vatandaşlığından çıkarıldığını da söyledi. Ancak, Mahmut El Zein tüm bunları yalanladı ve mahkemeye Türk vatandaşlığı hakkında hiçbir şey bilmediğini söyledi. El Zein, Mart 2008’de uyuşturucu kaçakçılığı suçundan 4 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. İltica talebi 1984 yılında reddedilmişti ve karar 1988 ve 1992’deki itirazlarına rağmen onaylandı. 2002 yılında resmi olarak Türk vatandaşlığından çıkarıldığı için; mahkum olduktan sonra Türkiye’ye sınır dışı etme girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. Türkiye’deki zorunlu askerlik hizmetinden kaçtığı iddia edildi.  

Yargılaması sırasında El Zein’e isnat edilen en önemli suçlama, iki-üç haneli milyon euroluk uyuşturucu trafiğini yönettiği iddiasıydı. Eylül 1998’de uyuşturucu kaçakçılığına yardım ve yataklık yapmaktan iki buçuk yıl hapis cezasına çarptırıldığında, savcı ve polis mahkeme salonunda bu kararın çok hafif bir ceza olduğuna bağırarak itiraz etti. Ama yargıçlar, soruşturmanın sonuçlarının daha yüksek bir cezaya izin vermediğini açıkladı.

Şimdilerde Ruhr bölgesinde yaşadığı söylenen El Zein, bir kez daha 2005 yılında yargılandı ve hapis cezası aldı, suç yine aynıydı: Uyuşturucu kaçakçılığı. 207

Alman basınında yer alan bir habere göre 2003 yılında Mahmut El Zein, dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile dönemin Alman İçişleri Bakanı Otto Schily arasında bir görüşmenin konusu oldu. O günlerde ‘Başkan” ve ‘El Habibi’ lakaplarıyla tanınan Mahmut El Zein’i Türkiye iade etmek isteyen Alman İçişleri Bakanı, bunu bizzat Aksu’yal görüştü. Pasaportunu yok ettiği için hangi ülke vatandaşı olduğu anlaşılamayan El Zein’in, Almanya’nın başkenti Berlin’deki genelevleri işlettiği, birçok yeri haraca bağladığı ve büyük bir servet sahibi olduğunu söyleyen Alman İçişleri Bakanı,  onu araştırmak için özel bir ekip kurdu. Alman İstihbaratı, Lübnan’da yaptığı araştırmada, ‘El-Zein’ soyadının çok saygın bir aileye ait olduğunu, ancak bu kişinin Lübnanlı olmadığını, Türkiyeli olduğunu ve Mardin nüfusuna kayıtlı olduğunu belirledi. Alman istihbarat görevlileri bu amaçla Türkiye’ye gelip araştırma yaptı ve El Zein’in nüfus kayıtlarına ulaştı. Schilly, Aksu ile yaptığı görüşmede El Zein’in Türk vatandaşı olduğunu, bu nedenle Türkiye’ye iade etmek istediklerini bildirdi. Schilly nüfus kayıtlarını da Aksu’ya vererek, ‘‘Bu kişinin Türk vatandaşı olduğunu tespit ettik. Bu kişiyi de size iade etmek istiyoruz” dedi. Belgeleri inceleyen Aksu ise, ‘‘25 yıldır Türkiye’ye girmeyen ve askerliğini yapmayan bir kişinin, vatandaşlığı otomatikman düşer” dedi. Aksu, bu kişinin 25 yıldır yaşadığı Almanya’nın vatandaşı olmasının daha mantıklı olacağını vurgulayarak Schilly’nin iade teklifini reddetti.

Öte yandan El Zein ailesinin adı bir de Mehmet Eymür’ün Deşifre kitabında gündeme geldi. Eymür’ün kitabında “Terör örgütü ASALA ile mücadelede Abdullah Çatlı ve ekibi değil, Mardinli El Zein ailesi etkili oldu” iddiası ile aile tarafından yalanlandı. Eybür kitabında Asala’nın merkezinin Beyrut olduğunu ve Hiram Abas’ın Mardinli bir grupla Asala’ya öldürücü darbeler vurduğunu ileri sürmüştü. Eymür şunları söylemişti: “Mardinliler grubu, reisinin Mahmut El Zein olduğu kalabalık bir aile. Lübnan’da yaşayan El Zein ailesi, Mardinli Sincar aşireti ile yakın akrabalardı. El Zein ailesi daha sonra Almanya’da Berlin’e yerleşmiş. Berlin’de Kürt ve Araplardan oluşan 14 aile bulunuyor. Bu grupların en büyüklerinden birinin lideri, kendisini Kürt olarak tanıtan Mahmut El Zein. ‘Berlin Cumhurbaşkanı’ lakaplı Mahmut El Zein’in grubuna da ‘El Zein Ailesi’ deniliyor.”

rajdiye koyu.jpg

Rajidiye köyü

Ancak bu iddia yine aile tarafından reddedildi. 18 yıl önce Almanya’dan dönerek Mersin’e yerleşen Feyzi El Zein, Eymür’ün aileyle hiçbir bağlantısı olmadığını, ortaya attığı iddiaların da doğru olmadığını söyledi.  Eymür’ün Alman istihbaratıyla bağlantılı olduğunu öne süren Feyzi El Zein, “Bizi oradan göndermek için ellerinden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorlar.”Ailemizi ve özellikle Mahmut El Zein’i sınır dışı etmek için böyle bir lekeleme kampanyasına tabi tuttular” demişti.

H.G.H bir El Zein olmamasına rağmen, yaklaşık 15 yıldır bu ailenin yörüngesinde çalıştan bir Türkiyeli. Şimdi biraz uzak durmaya çalışıyor. Adının ve yüzünün gizli kalmasıyla konuşan H.G.H ile telefonla yaptığımız sohbette, boks yaparken tanıştığı bu ailenin çalışanlarından biri olduğunu söylüyor. Silahlarını taşımış, paralarını saklamış, yap dedikleri her şeyi yapmış. Bu arada kumar ve kokain bağımlısı olmuş. El Zein klanından uzaklaşması da bu bağımlılıkları yüzünden biraz. Çünkü kendisine verilen cinayet emrini, kokain yüzünden yerine getirememiş.

Adının ve yüzünün gizli kalmasıyla konuşan H.G.H, bu oluşumların gücünün bazı kentlerde polisin gücünü aştığını anlatıyor. “Çoğu zaman tehdit etmek zorunda bile kalmazdık, klanın adından bahsetmemiz yeterliydi” diyor ve devam ediyor: “Bir saldırı durumunda birkaç saat içinde yüzlerce kişi bir araya gelirdik. Zaten çoğumuz Almanya doğumluyuz. Klanın gücü ilkokulda bile bellidir. O ailenin mensubuysa çocuklar bile senden çekinir.” Peki bu güç nerelere kadar uzanıyor? H.G.H’nin anlattığına göre sistemin içine kadar: “Klanın mağdur ettikleri de baskı altına alınır, mesela bir tanık varsa tehdit edilir, hatta işkence bile yapılır. Klan üyeleri aleyhindeki şikayetler geri çektirilir. Öyle ki bu tehditler polislere ve savcılara kadar uzanabilir.”

El Zein klanının yanı sıra, Ebu Chaker, Miri, Remmo da Almanya’nın diğer ünlü klanları.

Miri klanı da, tıpkı El Zein gibi 1980’lerin başında Lübnan savaşındaki mülteci hareketinin bir sonucu olarak Almanya’ya geldi. Klanın ana odağı Bremen. Klanın sadece 2 bin 600 mensubu burada yaşıyor. Ülke çapında ise sayılarının 8 bini bulduğu düşünülüyor. Onlar da yüzyılın başında Lübnan’a yerleşmiş Mardinlilerdi. Birkaç bin üyeye sahip olan Miri klanı, çok sayıda uyuşturucu kaçakçılığı, hırsızlık ve gasptan sorumlu tutuluyor. Klan başkanı İbrahim Miri, Kasım 2019’da Lübnan’a sınır dışı edildi.

ibrahim miri.jpg

İbrahim Miri

Diğer bir klan ise Ebu Chaker klanı. Aile, şüpheli ünlerini esas olarak Alman rap sahnesine katılımları ve 2010’daki Berlin “poker soygunu” ile elde etti. Ebu Chaker’in hikayesi de Lübnan’daki iç savaştan sonra, Almanya ve Danimarka’ya kaçan Filistinli bir aileye dayanıyor. Aile daha sonra Berlin’de birkaç yüz kişiden oluşan büyük bir aileye dönüştü. Suç yelpazelerinde; uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, soygun, hırsızlık, adam kaçırma ve kadın ticareti gibi başlıklar yer aldı. Bu klanın başının Arafat Ebu Chaker olduğu sıkça haberlerde yer aldı.

arafat ebu chaker.jpg

Arafat Ebu Chaker

Remmo klanı da diğerler gibi Mıhallemi, Mardin kökenli ve Beyrut’tan gelen bir klan. Yaklaşık 500 üyesi olduğu düşünülüyor. Berlin’de klan üyeleri, milyonları bulan emlak dolandırıcılığından suçlu bulundu. Başka pek çok şiddet suçlarına karışan Remmo klanı, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, kara para aklama ve dolandırıcılık gibi suçlarla sicilini büyüttü. Berlin Bode Müzesi soygununu bu klanın yaptığı düşünülüyor. Remmo klanı ayrıca, beş yıl önce Berlin merkezindeki bir bankadan 9,8 milyon euro çaldı. Berlin polisi, bu paranın önce Lübnan’a çıkarıldığını, daha sonra orada aklanarak Berlin’de gayrımenkul yatırımlarına dönüştürüldüğünü düşünüyor.

Bir başka klan ise Omeryatlar. Onların da Mardin ve Lübnan geçmişi var. Ruhr bölgesinde oldukça etkili olan bu klanın, politikaya girmiş mensupları da var.

© The Independentturkis

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.